Yozlaştıran çürüten Sosyal ve Siyasi virüs Korona Virüsünden daha tehlikeli
Fahrettin Dağlı

Yozlaştıran çürüten Sosyal ve Siyasi virüs Korona Virüsünden daha tehlikeli

Bu içerik 138 kez okundu.
Reklam

Baştan yanlış anlaşılmamak adına şunu ifade edeyim; bu yazımla ‘korona virüsünü’ hafife alıyor değilim. Tam aksi tıbben/fennen ne yapılaması gerekiyorsa onlar bihakkın yerine getirilmeli. Küresel anlamda alınan tedbirlerin hepsini uyulmalı. Bu bilimsel bir zorunluluktur.

Bu hakikati teslim ettikten sonra söze gelelim; Farzedelim bütün tedbirleri aldık ve buna rağmen bir takım zayiatlar, nakisalar oluştu. Bir süre için sosyal ve ekonomik sıkıntılara maruz kaldık. Bunlar telafi edilebilinir mi? Ölümlerin dışında her şeyi telafi etme imkanımız var. Biraz zaman alsa da, sosyal ve ekonomik tüm zayiatlarımızı telafi edebiliriz; yaralarımızı sarabiliriz. Ancak bünyemizi saran, yerleşen umutsuzluk, hayalsizlik, idealsizlik, heyecansızlık, hareketsizlik, motivasyonsuzluk, geleceğe dair ekonomik ve sosyal mahiyetli ağır endişelerin bünyemizde bırakacağı ağır travmaları atlatmak uzun yıllarımızı alabilir.

İnsanlık büyük bir imtihanı yaşadığı gibi İslam dünyası da inandıkları / iman ettikleri inanç açısından daha ağır bir sorumluluk altında... Başımıza gelen hadiselerin hepsinin zahiri açıklamaları yapılabilir; mümkündür. Ancak asıl en can alıcı, can yakıcı soru şu; Karşılaştığımız onca hadisede insan ve Müslüman olarak bizim payımıza düşen ne? Ne yaptık ki, Allah bizleri bu musibetlerle karşı karşıya getirdi? Bilimsel açıdan sebepleri ne olursa olsun hiçbir şeyi Allah’tan bağımsız değerlendiremeyeceğimize göre burada da bu soruyu sormamız gerekir.

Dünyanın önemli bir kısmı belki sadece ‘korona virüsü’ ile boğuşuyor. Halbuki bizler bunun yanında onca sosyal, ekonomik ve siyasal mahiyetli problemlerle boğuşuyoruz. Yani, yükümüz / kamburumuz ağır. Siyasal iktidarın gücünü aşan bir yük!..

Eğer toplumsal bir dayanışmayı sağlayamazsak bu yükün altından kalkmak mümkün değil. Bu bir kehanet değil. Eğer sosyal olayların sebep-sonuç bağlamlarını ilmi disiplinlerine uygun olarak analiz edebilsek söylediklerimizin bir tahmin değil, ilmin bize öğrettiğidir sonucu çıkar.

Elbette Allah’a iman edenler açısından, pozitif bilimlerin zorunluluklarının haricinde alınması gereken acil sosyal / dini önlemler olması gerekir. Neler mi bunlar? Aklıma gelenleri sıralıyorum;

Malum, adaletsizliğin cari olduğu toplumlarda maddi ve manevi anlamda hiçbir gelişmeden bahis edilemeyeceği gibi sosyal iklimi kaos ve terör kaplar; yoksulluk ve yoksunluk hakim olur. Dolayısıyla eylem planının birincisi maddesi; Acil bir şekilde bir adalet reformuna ihtiyaç var. Ne kadar haksız, hukuksuz iş-işlem ve eylem varsa hemen tashih edilmeli ve hak sahiplerinden özür ve helallik dilenip, hakları geri iade edilmeli!..

Bunu yapmayacak olursak -Allah muhafaza- duaların kabulü güçleşir. Malum, yağmur duasına çıkılırken bile insanlardan, dargın olanların barışmaları ve helalleşmeleri istenir. Özellikle günahsız çocuklara dua ettirilir ki, kabul edilsin.

Milli hasılanın tüm toplumsal katmanlara adil bir şekilde bölüşülmesinin temini hususu yine yapılacak acil tedbirlerin başında gelir. Hakların geçmemesi en çok önemsenmesi gereken bir mevzu. Kul haklarının birbirine geçmesini önleyici tedbirler sosyal ve dini çürümenin önüne geçmek açısından olmazsa olmaz tedbirler cinsindendir. Kul haklarının birbirine geçtiği toplumlarda haram edinimlerin sebep olduğu / olacağı ağır günahların tetiklediği, tahrip ettiği sosyal hastalıkların, toplumsal çöküntülerin görülmesi kaçınılmazdır.

Bu meşakkatli günleri ancak toplumsal dayanışma ve yardımlaşma ile aşabiliriz. Bu da doğal olarak başa bağlıdır. Başın, her türlü siyasi mülahazaları bir kenara bırakarak, siyaseten kaybetmek pahasına da olsa bunu yapabilme cesaretini gösterebilmesidir. Ve fedakarlığa kendinden başlatmasıdır; af ve merhametle toplumunu kucaklamasıdır. Biz birbirimize merhamet edeceğiz ki, göktekiler de bize merhamet etsinler.

Bugün cümlenin tam anlamıyla bir 'varlık-beka' sorunu ile karşı karşıyayız. Bu zor zamanlarda, her kim olursa olsun, politik kaygı peşinde olanlar, yine kelimenin tam anlamıyla 'ihanet içindedirler.'

Gelin izan ve insaf edelim, kıymayalım bu topluma, bu ülkeye...

Toplum bir beden gibidir. Onun bir uzvunun rahatsız olması, zulme maruz kalması bütün bedeni etkiler; etkilemesi lazım. Ve vücudun diğer azalarının tepki vermesi beklenir. Eğer tepki verme kabiliyetini kaybetmişlerse canlı bir cenaze gibiyiz demektir. -Allah Muhafaza- İnsanlığımızı da, İslamlığımızı da kaybetmişiz demektir.

Allah’ın rahmetini, yardımını ve inayetini celp etmek için bunlara dikkat etmek ve gereğini yapmak zorundayız; başka bir çare yok…

Tüm bilimsel gereklilikleri yerine getirdikten sonra tevekkülün maddi ve manevi şartlarına riayet ederek O’na sığınmanın dışında sığınılacak bir melce, bir liman yok.

Bakınız, ayağınıza kadar gelmiş iktidar nimetini ‘nikmet’e (zulme) dönüştürdünüz.

Bu toplumun çağa söyleyebileceği bir sözü olacaktı, onu da israf ettiniz, mahkum ettiniz.

Ölümün dışında bütün zayiatlarımızı, zararlarımızı belki üç beş yılda telafi etme imkanımız olabilir ama topluma musallat olan ahlaki savrulmayı, çözülmeyi tersine çevirmek en az bir yarım yüzyılımızı alabilir.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İstanbul’daki sahabe kabirleri nerededir?
İstanbul’daki sahabe kabirleri nerededir?
Namazsız Yaşanamaz!
Namazsız Yaşanamaz!